ay konu çok uzun.
ekşi sözlük'te gezinirken, eşcinsel evliliğiyle ilgili ilginç bir bakışla karşılaştım:
"saçma.
halihazırda eşcinsellik gibi toplumsal moral normların dışında bir konumdayken; evlilik, tek eşlilik ve çekirdek aile gibi aynı kısıtların empoze ettiği normlara heves etmek de ne ola ki şimdi?
çıksın california'lı bir gay/lezbiyen vatandaş, desin açık açık "bismarck, kuzey dakota'ya çıkan tayinimden yırtıp eş durumundan san francisco'da kalmam lazım." veya "eşim servetiyle maddi açıdan şahane bir konumda, ölürse mirasında gözüm kalır" veya "vaytvestinghavz'un çeyiz indiriminden faydalanmak için belediye nikahı isteniyor" anlarım da.. öbür türlü fena oluyor. abd'li eşcinseller gayet 'amerikan' taleplerle "haklarımızı istiyoruz" filan diye bastırdıkça buradaki politically correct eşcinsel hakları aktivistleri mevzuu insan hakları bağlamında ele alıp beyhude gaza geliyor. halbuki evlilik dediğin en nihayetinde malla, mülkle, çeyizle alakalı bi' şey. gençler birbirini sevdiyse, miras hukukuna, borçlar kanununa giren çıkan ne?"
https://eksisozluk.com/entry/38558737
hiç böyle düşünmemiştim. bakınca, evet evlilik zaten kendi başına garip bir şey. toplumsal normdan kaçarken doluya tutulmak?
neyse bunu twitter'a yazınca, özlem benim homofobiye düştüğümden şüphelendi. sanki asıl bu yaklaşımla onları ötekileştiriyormuşuz gibi. mesela "ne haddine ne demek?" diye kızdı bana. "eşcinsel evliliği yok, insan evliliği var" üzerinden eleştirdi.
fakat konu o değil. şu:
öncelikle bunun ayrı bir isim altında incelenmesi, "duyarlıların tercihi" değil.
olaya biraz tepeden bakalım. yalnız ben tepeden bakayım derken her şey toz ve gaz bulutu kısmına kadar gidebiliyorum kimi zaman, yine öyle yaparsam dürtün.
adım adım gitmek gerekirse:
evlilik:
1. teknik anlamda evlilik, hani şu memurun önünde imza atarak yaptığın bir sözleşme türü olandan bahsediyorum, mevcut ilişkiye hukuki sonuçlar bağlanmasından başka bir şey değildir.
2. bu teknik evliliğe kutsiyet atfetmek, tamamen toplumsal bir vakadır ve öğretilmiş bir şeydir. önemli olan gerçekten hayatı paylaşmak ise, kişilerin o paylaşımda geçirdiği süreye bakılır; imzayı ne zaman atıp birbirlerinin mirasını ne zaman yasal olarak hak ettiklerine değil. kaldı ki miras hakkının meşruiyeti ile anlam ve sonuçları meselesine hiç girmiyorum bak.
hukuk:
1. hukukun temel niteliği objektif olmasıdır - tabii eğer sizin devletinizin hukuk politikası gerçekten objektivite üzereyse ya da öyle olduğu iddia ediliyorsa.
2. madem öyle, toplumun bir kesiminin evlilik hakkının tanınıp diğerinin tanınmaması diye bir şey asla sözkonusu olamaz, olursa bu hukuksuzluktur. çünkü hukuk, ayırmaz. ayırırsa hukuk olmaz.
3. o halde, eşcinsellerin evlilik hakkının tanınmaması, somut durum itibariyle hukuk idesine uymayan bir gerçekliktir, sapmadır, bug'dır, dombilidir.
eşcinsel evliliği:
1. bunun bu şekilde isimlenmesinin sebebi, hukukun "evlilik" diye tanıdığı şeyin içinde maalesef bulunmuyor olmasıdır. "olağanı belirleyen" toplumsal normlar, evlilik kavramına heteroseksüeller ekseninde yaklaşıp eşcinselleri ötekileştirmeyi erdem sayar.
2. bu sebeple, bahsettiğimiz şeyi tam olarak ifade etmek adına, eşcinsel evliliği ifadesini kullanmak çoğu zaman zorunlu olmaktadır. yani salt bu kullanım üzerinden bir önkabule düşmüş olduğum iddiasını reddederim.
eşcinsel evliliği ve toplumsal norm ilişkisi:
1. yukarıda değindiğimiz gibi, kerameti kendinden menkul birtakım toplumsal normlar, bağzı şeyleri erdem sayıp bağzılarını ise ötekileştirebilmektedir.
2. öyle ki, bu toplumsallık dediğimiz nane, iki insanın birbirini ne kadar sevdiğini ve birbirine ne kadar ihtiyaç duyduğunu değil, eş durumu tayinini hak ettikleri tarihi önemser.
belki de bunun sebebi, birlikte olmaya sadece üreme/soyunu devam ettirme üzerinden bakmaya devam eden idimiz olabilir. bilemiyorum bu daha şimdi aklıma geldi.
3. yani eşcinsel evliliğindeki temel sorun, bu toplumsal önkabuldür.
4. eşcinsel evliliği tabii ki ve mutlaka tanınmalıdır, çünkü evlilik kurumu halen vardır.
5. fakat evlilik kurumunun kendisi zaten yeniden düşünülüp farklı algılanmaya muhtaç bir haldedir.
6. toplumsal normun dışında kalmaktan muzdarip biri için acil gerekli şey, evet o normun içine gidip yaşama alanını genişletmesidir kabul.
7. fakat nihai hedef, o normun hatta norm kavramının kendisinin halli olmalıdır.
yani bahsettiğim şey bu benim. eşcinsel evliliği, toplumun bir tabusunu yıkması ve hukukun objektifleşmesi anlamında gerekli ve önemli. fakat evlilik kurumunun kendisi zaten sıkıntılı. eğer eşcinsel arkadaşlar evlendikten sonra birbirleri üzerinde salt buna dayanan bir mülkiyet kuracaklarsa, bu doğru mu şimdi?
toplumsal normdan kurtulmak isterken yine onun bir ürünü olan evliliğe doğru koşmak, bireysel özgürleşmeyi devletten nikah izni beklemeye bağlamak, evet yaşadığımız dönem itibariyle maalesef içinde bulunduğumuz bir hal. fakat içinde derin bir ironi var. seni mutsuz edenden derman beklemek gibi. kaçtığın şeyin senin ilacın olacağını düşünmek gibi.
o halde sıradaki şarkı sevip de kavuşamayanlar için gelsin:
"yasal pipisiyle bir koca yaklaşmakta."
öperim,
göksun.
homofobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
homofobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Kasım 2013 Çarşamba
yasal pipisiyle bir koca yaklaşmakta
Etiketler:
cinsiyet,
eşcinsel evlilik,
homofobi,
ilişkiler,
kadın erkek,
lgbtt
1 Temmuz 2013 Pazartesi
"Nerdesin aşkım?"
Selam,
Bir aydır sokaktayız, fakat ben hiçbir sokak gecesinden sonra bu sabahki kadar neşeli ve umutlu kalkmamıştım. Tabii bunda konuyla alakasız bir sürü şeyin etkisi de olabilir ama ben sebebini "ipnelerde" aramayı tercih ediyorum. Çok tatlısınız lan. (Sabah metrobüse kendi kendime "Her yer ibne her yer ibne ay! Ayol!" diye tempo tutarak yürüdüm, en son "Tayyip kaç kaç kaç, ibneler geliyor!" diyordum. )
Düzgün insanlar olarak, zaten bu direnişten önce de eşcinsellere çamur atacak halimiz yoktu. Fakat bir kısmımızın, onlarla direkt teması da yoktu - veya vardı ama bilmiyorduk. Mesela ben hiç onur yürüyüşüne katılmamıştım. Ayıbetmişim.
Hani bir ara Gezi iyice karnaval gibi olmuştu ya, polis bir şey yapmamıştı da kalabalık kalabalık oturmuştuk. İşte o gecelerden birinde, Taksim'den eve dönmeye çalışırken arkada konuşan birini duydum. "Bildiğimiz" erkek sesiyle, birine (telefonda olsa gerekti çünkü başka ses gelmiyordu) şöyle diyordu:
- Ya şimdi direniş filan çıktı ya, çok güzel buralar. El ele tutuşuyoruz mesela, kimse dönüp bakmıyor bile.
Bu cümleyi "normal" bir ilişki için duymazsınız herhalde. Neyse sesin sahibi yanımdan geçip gitti ve el ele iki adam olarak yürüdüklerini gördüm. Boylu poslu, saçlı sakallı kocaman adamlar. Dış görünüş aslında gayet eril. Bunun sebebini kendilerine sormadım, faka eril görünmeye "bizim yüzümüzden" ihtiyaç duyduklarını düşündüm. Bu sizce de çok acı değil mi, iki insan, yani aslında milyonlarca insan, bırakın kendi istedikleri gibi görünmeyi, sevdikleri insanla el ele yürümeyi bile kazanım sayıyorlar. Senin benim yüzümüzden.
Neyse efendim, geldik dünkü yürüyüşe.
Anda'yla saat 5'te oradaydık. Kalabalığın tümünü algılayacak imkanımız olmadı, zaten algılayamazmışız. Tünel'den meydana kadar ulaşmış diyorlar.
Çok güzel insanlar vardı. Çok yakışıklı erkekler ve çok güzel kadınlar. Hetero olup sevgilisi veya eşiyle birlikte yürüyenler. Evladı trans olanlar. Herkes ya herkes. Birini sevmek için ille "net kadın" ya da "net erkek" olmak gerekmediğinin farkında olanlar. Bu netlik takıntısı ne allaşkına ya ahah çok saçma. Sosyal ilişkisinde bir dediği diğerini tutmayan milyarlarca insanla birlikte yaşıyoruz, ama birine "ibne" demek küfür oluyor. Ne alakası var arkadaşım, ibne dediğin adam ibnedir ve bu bellidir, senin sözüne güvenilmez olmanla adamın hemcinsinden hoşlanmasının ne alakası var? Sen hayatındaki gerizekalı Kamil'in saçma dönekliklerine "ama o benim erkeğim!" diye eyvallah et, sonra gel benim Kamil Abla'ma ibne diyerek küfrettiğini san. Hadi lan or'dan gerizekalı.
Yalnız bu direniş, insanların tıynetini çok çok çok güzel ortaya çıkardı. Mesela Lice konusu tam bir dangalak turnusoluydu. Daha iki gün önce Ethem için sokakta hep birlikte değil miydik biz canlar? Daha yeni, birkaç saat önce, "Yahu hala polisin eline taş geldi diyorlar arkadaş, nasıl insansınız ya!" diye beraber söylenmiyor muyduk? Daha yeni, "Polise karanfil attık yine terörist olduk ya la! Hay ben senin medya gibi..." demiyor muyduk? Hepimiz, beraber?
E ne oldu hacı? Lice'deki insan değil mi?
Efendim devlet karakol yaparken oradakilere mi soracakmış. Sana mı sorsun gerizekalı, tabii ki oradakilere soracak. Ki zaten sormasın çünkü yapmayacak. BDP'yi başta Gezi bağlamında olmak üzere çok ağır eleştiririm o ayrı mevzu ama, Gültan Kışanak güzel konuşmuş geçen gün, "Karakol yapmak nedir; barış sürecini bitirdiyseniz delikanlı gibi söyleyin, bitirmediyseniz de sahip çıkın" demiş. Keza Selahattin Demirtaş da, "altyapısı bile olmayan bir yere kalekol yapılmasını" eleştirmiş. Bu söylemleri yanlış bulan varsa kendisine ceza veriyorum, tahtaya yüz kere "benim algı sorunlarım var" yazsın.
Mesela Sözcü gazetesi, direniş boyunca en ateşli eylemci (!) kendisi değilmiş gibi, bu olayda direkt devletçiliğe büründü. Annem çok yanlış anlamışsın sen yalnız, Gezi olayı devlet için değil devlet olduğu için yapılan bir şeydi. Ahah maalesef öyle insanlar tanıyorum ki, kalkıp "Hah işte biliyorduk sizin devlet karşıtı olduğunuzu!" diyecekler var. Hayır değiliz güzel kardeşim, biz devlete değil devletin bize düşman olmasına karşıyız. Ha "devletin hiç olmadığı bir dünya hayali" diyorsan, o bambaşka bir fantazi ama gel bunu Kadıköy'de rakı içerken konuşalım.
Neyse ya ben başka bir şey diyecektim aslında ama ulusalcılara laf ederken konu uzadı gitti. Turnusolden devam ediyorum.
İşte insanlar arasındaki farkı ortaya koyan ikinci bir unsur da, trans yürüyüşleri oldu. Sen kalk daha 3-5 gün önce Taksim'de polis döv, sonra "Ya ipne yürüşüne gelmiyim ben, bi gören olur..." Gören olsun zaten lan, gören olsun da insan sansın.
Ya da açık açık "ben sosyalistim" dedikten sonra "eşcinsellik ahlaksızlık!" demeyi kendine yakıştır.
Veya bir Kürt olarak acı çekmek sanki senin tekelindeymiş gibi davranmak suretiyle, bu yürüyüşü ciddiye bile alma. Cümleten tebrikler.
Hani koridorda'da yazdığım şeylerde hep diyorum ya, ben Tayyip'i değil Tayyip'i hala sevenleri anlamıyorum diye. İşte bu konuda da homoseksüellere önyargılı olanı değil, kendine aydın bir sıfat yakıştırıp da homofobisini hala aşamamış olanları anlamıyorum. Arkadaş kimse hülooğ teyzeden öyle bir algı beklemiyor zaten, ama sen, 2013 yılının okuması yazması olan insanısın, üstelik karşı çıkma ve direnme kültürünü geliştirmeye açık olduğunu da gösterdin, bu ayrımcılık ne ya?
Hayır bir de ortada siyasi talep filan da yok. Bu insanların istediği, sokakta sevgilisiyle el ele yürüyebilmek lan. Bu yani. Anadilde eğitim, savunma hakkının engellenmemesi, işkencenin önlenmesi, sayılabilecek iki milyon tane talebin hiçbiri yok. Tek denen, "ben varım ve bunu kabul et - ki ben de artık gizlenmek zorunda kalmayayım."
Bir de insanların kendisine "elalemin götünden bana ne lan acaba?" diye sormaları gerekmiyor mu sizce de? Ahahshahs tek derdiniz bu mu kaldı olm sizin, ne pembe hayatlarınız varmış la çok özendim.
Şimdi siz neden kaçıyorsunuz bu ipnelerden, sizin namusunuza (!) göz diker diye mi? Yani başkası dikmez, tüm ömrünüz boyunca karşınıza çıkan milyonlarca karşı cins size zinhar kötü gözle bakmayacak, ama metrobüste hasbelkader yan yana durduğunuz trans arkadaşım sizi görür görmez "Aha kesin bunun ırzına geçmeliyim" mi diyecek? Öyle bir şey diyecek olsa neden sizi seçsin ayol, metrobüste başka insan mı yok?
Bence sizin asıl derdiniz, kendinizi nimetten saymak. Tabii bunu söyleyemediğiniz için de pisliği translara atıyorsunuz. "Bakılmayı o kadar hak ediyorum ki, erkekler benim kıymetimi bilmiyor ama bu lezbiyen kesin bana yazacaktır." Aaaayh tuzlayım da kokma.
"Erkeklerden hoşlandığına göre benden hoşlanmaması için hiçbir sebep yok." Eheh ne oldu annem, peşinden koştuğun kızlar seni iplemedi mi?
Ha bir heteronun diğer cinsle ilgilenen bir transtan neden kaçtığını ise zaten anlayamam. Bir de çocuklarını kaçırıyorlar, çocuklar da homofobik büyüyor. Bakın şunu anlayabilirim, yaşadığımız dünyada çocuğunuzun homoseksüel olmamasını istemeniz çok normal. Acı çekiyorlar çünkü, mutsuzlar, itiliyorlar, sürekli gizleniyorlar. Kimse çocuğu için bunu istemez, eyvallah. Fakat sizin büyük kısmınızdaki "çocuğu uzak tutma" davranışının sebebi bu değil. Ahlaki kaygılar. Ne var lan ne var, senin çocuğun kendi türünden bir insanı sevmekten başka ne yapmış, birini mi öldürmüş, hırsızlık mı yapmış, tecavüz mü etmiş, hangi ahlaksızlığı yapıp hangi suçu işlemiş? (Cihan Ceylan karikatüründeki avukat gibi oldum ama öyle yani ne yapayım)
Yazının başından beri söyleyeceğim, unutuyorum... Dünkü yürüyüş dahil, transların konu edildiği pek çok yerde dikkatimi çeken bir şey var. Eşcinsellik ve bunun ayıp olmadığı, genelde erkekler üzerinden değerlendiriliyor. Askere gitmemek, arka uzuvlar, erkeklerin öpüşmesi filan... Hatta aranızda öyyyle tarifsiz andavallar var ki, "Lezbiyenlik sorun değil ya, her erkeğin bir lezbiyen fantazisi vardır neticede" diyebiliyorlar.
Abi insan mısınız ya? Bu nasıl bir söylem ya? Birinin cinsel kimliğini sen nasıl bir zevk unsuru olarak görebiliyorsun, sapık pezevenk.
Cinsiyetçiliğe karşı olmak, sadece kadın-erkek üzerinden değerlendirilebilecek bir şey midir? Cinsiyetin türlerini sen mi belirliyorsun? Benim kadınlığımı erkekliğimi test mi edeceksin? Kimsin lan sen?
Hayır öyle değil. Sen ister tercih de ister yönelim, ister hastalık olarak kabul et ister özür, nasıl nitelersen nitele, sonuçta bu insanlar "var." Yok edemezsin çünkü var. Cinsiyetçiliği sırf kadın-erkek üzerinden değerlendireceksek, ne yapalım transları yok mu sayalım? Gaz odalarına mı kapatalım? Napak kanka?
Görüştüğüm çok fazla insan yok zaten, onların arasında da -bildiğim kadarıyla- eşcinsel yok. Olsaydı eğer, size daha doğrudan bilgi verebilirdim. Mesela lezbiyenler hakkında ne anlatılabilir bilmiyorum. Yani erkek eşcinsellerin daha çok konu edilmesi bir yandan anlaşılır görünüyor, çünkü "erkek Fatma" olmak bizim buralarda o kadar da kötü bir şey değil. Fakat neticede, lezbiyenler de istemedikleri bir bedenin içindeler ve bıktıkları hayatlar yaşıyorlar. Sorun değil mi bu yani sizce?
O kadar yazının anafikri şudur ki, insanın cinsiyeti olmaz arkadaşlar. Cinsiyetçiliğe karşı çıkarken bile unutuyoruz bunu, lütfen unutmayalım. Hep beraber direnek ayol!
Bir aydır sokaktayız, fakat ben hiçbir sokak gecesinden sonra bu sabahki kadar neşeli ve umutlu kalkmamıştım. Tabii bunda konuyla alakasız bir sürü şeyin etkisi de olabilir ama ben sebebini "ipnelerde" aramayı tercih ediyorum. Çok tatlısınız lan. (Sabah metrobüse kendi kendime "Her yer ibne her yer ibne ay! Ayol!" diye tempo tutarak yürüdüm, en son "Tayyip kaç kaç kaç, ibneler geliyor!" diyordum. )
Düzgün insanlar olarak, zaten bu direnişten önce de eşcinsellere çamur atacak halimiz yoktu. Fakat bir kısmımızın, onlarla direkt teması da yoktu - veya vardı ama bilmiyorduk. Mesela ben hiç onur yürüyüşüne katılmamıştım. Ayıbetmişim.
Hani bir ara Gezi iyice karnaval gibi olmuştu ya, polis bir şey yapmamıştı da kalabalık kalabalık oturmuştuk. İşte o gecelerden birinde, Taksim'den eve dönmeye çalışırken arkada konuşan birini duydum. "Bildiğimiz" erkek sesiyle, birine (telefonda olsa gerekti çünkü başka ses gelmiyordu) şöyle diyordu:
- Ya şimdi direniş filan çıktı ya, çok güzel buralar. El ele tutuşuyoruz mesela, kimse dönüp bakmıyor bile.
Bu cümleyi "normal" bir ilişki için duymazsınız herhalde. Neyse sesin sahibi yanımdan geçip gitti ve el ele iki adam olarak yürüdüklerini gördüm. Boylu poslu, saçlı sakallı kocaman adamlar. Dış görünüş aslında gayet eril. Bunun sebebini kendilerine sormadım, faka eril görünmeye "bizim yüzümüzden" ihtiyaç duyduklarını düşündüm. Bu sizce de çok acı değil mi, iki insan, yani aslında milyonlarca insan, bırakın kendi istedikleri gibi görünmeyi, sevdikleri insanla el ele yürümeyi bile kazanım sayıyorlar. Senin benim yüzümüzden.
Neyse efendim, geldik dünkü yürüyüşe.
Anda'yla saat 5'te oradaydık. Kalabalığın tümünü algılayacak imkanımız olmadı, zaten algılayamazmışız. Tünel'den meydana kadar ulaşmış diyorlar.
![]() |
| Çantamda rozetle geziyorum, kısmetim kapanırsa sebebimsiniz ibneler :( |
Yalnız bu direniş, insanların tıynetini çok çok çok güzel ortaya çıkardı. Mesela Lice konusu tam bir dangalak turnusoluydu. Daha iki gün önce Ethem için sokakta hep birlikte değil miydik biz canlar? Daha yeni, birkaç saat önce, "Yahu hala polisin eline taş geldi diyorlar arkadaş, nasıl insansınız ya!" diye beraber söylenmiyor muyduk? Daha yeni, "Polise karanfil attık yine terörist olduk ya la! Hay ben senin medya gibi..." demiyor muyduk? Hepimiz, beraber?
E ne oldu hacı? Lice'deki insan değil mi?
Efendim devlet karakol yaparken oradakilere mi soracakmış. Sana mı sorsun gerizekalı, tabii ki oradakilere soracak. Ki zaten sormasın çünkü yapmayacak. BDP'yi başta Gezi bağlamında olmak üzere çok ağır eleştiririm o ayrı mevzu ama, Gültan Kışanak güzel konuşmuş geçen gün, "Karakol yapmak nedir; barış sürecini bitirdiyseniz delikanlı gibi söyleyin, bitirmediyseniz de sahip çıkın" demiş. Keza Selahattin Demirtaş da, "altyapısı bile olmayan bir yere kalekol yapılmasını" eleştirmiş. Bu söylemleri yanlış bulan varsa kendisine ceza veriyorum, tahtaya yüz kere "benim algı sorunlarım var" yazsın.
![]() |
| Net olmadı kusura bakmayın. |
Neyse ya ben başka bir şey diyecektim aslında ama ulusalcılara laf ederken konu uzadı gitti. Turnusolden devam ediyorum.
İşte insanlar arasındaki farkı ortaya koyan ikinci bir unsur da, trans yürüyüşleri oldu. Sen kalk daha 3-5 gün önce Taksim'de polis döv, sonra "Ya ipne yürüşüne gelmiyim ben, bi gören olur..." Gören olsun zaten lan, gören olsun da insan sansın.
Ya da açık açık "ben sosyalistim" dedikten sonra "eşcinsellik ahlaksızlık!" demeyi kendine yakıştır.
Veya bir Kürt olarak acı çekmek sanki senin tekelindeymiş gibi davranmak suretiyle, bu yürüyüşü ciddiye bile alma. Cümleten tebrikler.
Hani koridorda'da yazdığım şeylerde hep diyorum ya, ben Tayyip'i değil Tayyip'i hala sevenleri anlamıyorum diye. İşte bu konuda da homoseksüellere önyargılı olanı değil, kendine aydın bir sıfat yakıştırıp da homofobisini hala aşamamış olanları anlamıyorum. Arkadaş kimse hülooğ teyzeden öyle bir algı beklemiyor zaten, ama sen, 2013 yılının okuması yazması olan insanısın, üstelik karşı çıkma ve direnme kültürünü geliştirmeye açık olduğunu da gösterdin, bu ayrımcılık ne ya?
Hayır bir de ortada siyasi talep filan da yok. Bu insanların istediği, sokakta sevgilisiyle el ele yürüyebilmek lan. Bu yani. Anadilde eğitim, savunma hakkının engellenmemesi, işkencenin önlenmesi, sayılabilecek iki milyon tane talebin hiçbiri yok. Tek denen, "ben varım ve bunu kabul et - ki ben de artık gizlenmek zorunda kalmayayım."Bir de insanların kendisine "elalemin götünden bana ne lan acaba?" diye sormaları gerekmiyor mu sizce de? Ahahshahs tek derdiniz bu mu kaldı olm sizin, ne pembe hayatlarınız varmış la çok özendim.
Şimdi siz neden kaçıyorsunuz bu ipnelerden, sizin namusunuza (!) göz diker diye mi? Yani başkası dikmez, tüm ömrünüz boyunca karşınıza çıkan milyonlarca karşı cins size zinhar kötü gözle bakmayacak, ama metrobüste hasbelkader yan yana durduğunuz trans arkadaşım sizi görür görmez "Aha kesin bunun ırzına geçmeliyim" mi diyecek? Öyle bir şey diyecek olsa neden sizi seçsin ayol, metrobüste başka insan mı yok?
Bence sizin asıl derdiniz, kendinizi nimetten saymak. Tabii bunu söyleyemediğiniz için de pisliği translara atıyorsunuz. "Bakılmayı o kadar hak ediyorum ki, erkekler benim kıymetimi bilmiyor ama bu lezbiyen kesin bana yazacaktır." Aaaayh tuzlayım da kokma.
"Erkeklerden hoşlandığına göre benden hoşlanmaması için hiçbir sebep yok." Eheh ne oldu annem, peşinden koştuğun kızlar seni iplemedi mi?
Ha bir heteronun diğer cinsle ilgilenen bir transtan neden kaçtığını ise zaten anlayamam. Bir de çocuklarını kaçırıyorlar, çocuklar da homofobik büyüyor. Bakın şunu anlayabilirim, yaşadığımız dünyada çocuğunuzun homoseksüel olmamasını istemeniz çok normal. Acı çekiyorlar çünkü, mutsuzlar, itiliyorlar, sürekli gizleniyorlar. Kimse çocuğu için bunu istemez, eyvallah. Fakat sizin büyük kısmınızdaki "çocuğu uzak tutma" davranışının sebebi bu değil. Ahlaki kaygılar. Ne var lan ne var, senin çocuğun kendi türünden bir insanı sevmekten başka ne yapmış, birini mi öldürmüş, hırsızlık mı yapmış, tecavüz mü etmiş, hangi ahlaksızlığı yapıp hangi suçu işlemiş? (Cihan Ceylan karikatüründeki avukat gibi oldum ama öyle yani ne yapayım)
Yazının başından beri söyleyeceğim, unutuyorum... Dünkü yürüyüş dahil, transların konu edildiği pek çok yerde dikkatimi çeken bir şey var. Eşcinsellik ve bunun ayıp olmadığı, genelde erkekler üzerinden değerlendiriliyor. Askere gitmemek, arka uzuvlar, erkeklerin öpüşmesi filan... Hatta aranızda öyyyle tarifsiz andavallar var ki, "Lezbiyenlik sorun değil ya, her erkeğin bir lezbiyen fantazisi vardır neticede" diyebiliyorlar.
Abi insan mısınız ya? Bu nasıl bir söylem ya? Birinin cinsel kimliğini sen nasıl bir zevk unsuru olarak görebiliyorsun, sapık pezevenk.
Cinsiyetçiliğe karşı olmak, sadece kadın-erkek üzerinden değerlendirilebilecek bir şey midir? Cinsiyetin türlerini sen mi belirliyorsun? Benim kadınlığımı erkekliğimi test mi edeceksin? Kimsin lan sen?
Hayır öyle değil. Sen ister tercih de ister yönelim, ister hastalık olarak kabul et ister özür, nasıl nitelersen nitele, sonuçta bu insanlar "var." Yok edemezsin çünkü var. Cinsiyetçiliği sırf kadın-erkek üzerinden değerlendireceksek, ne yapalım transları yok mu sayalım? Gaz odalarına mı kapatalım? Napak kanka?
Görüştüğüm çok fazla insan yok zaten, onların arasında da -bildiğim kadarıyla- eşcinsel yok. Olsaydı eğer, size daha doğrudan bilgi verebilirdim. Mesela lezbiyenler hakkında ne anlatılabilir bilmiyorum. Yani erkek eşcinsellerin daha çok konu edilmesi bir yandan anlaşılır görünüyor, çünkü "erkek Fatma" olmak bizim buralarda o kadar da kötü bir şey değil. Fakat neticede, lezbiyenler de istemedikleri bir bedenin içindeler ve bıktıkları hayatlar yaşıyorlar. Sorun değil mi bu yani sizce?
O kadar yazının anafikri şudur ki, insanın cinsiyeti olmaz arkadaşlar. Cinsiyetçiliğe karşı çıkarken bile unutuyoruz bunu, lütfen unutmayalım. Hep beraber direnek ayol!
![]() |
| ideolojik gökkuşağı :) |
Etiketler:
cinsiyet,
cinsiyetsizlik,
eşcinsel evlilik,
haziran 2013,
homofobi,
lgbtt,
onur yürüyüşü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


