11 Mayıs 2012 Cuma

Kedi canını senin

Ya şimdi ben dönem dönem çok mutsuz oluyorum tamam mı, bi ton bunalım can sıkıntısı filan. Tabii buna kimse inanmıyor. Ben hiçbir şeye üzülmezmişim filan... Neyse konu bu değil.

Sonra bir şeyler oluyor, tam tarif edemiyorum... Bana bir "hal" geliyor, mesela şu sıralar gelmiş durumda... Bir vakitler o kadar mutsuz olabildiğime inanamıyorum. "Bütün bunlar nasıl olabilmiş" gibi bir şaşkınlıktan bahsetmiyorum, "Oha niye o kadar üzülmüşüm lan ben, ne gerek varmış ki, arabesk miyim neyim" gibi bir his bu. Hatta, kendi üzüntüme o kadar inanamayıp kendi hissimi o kadar basite indirgiyorum ki, "Üf Göksun iğrençsin, resmen ergenlikmiş o yaptığın" diye kendimle dalga geçiyorum.

Bunun sonucu da, "Lan harbiden bu kadar ruhsuz olabilir miyim ben, benim üzülmeyeceğimi iddia eden insanlar haklı mı yoksa?" gibi bir soru geliyor aklıma, ama sonra hemen geçiyor. Sanırım, benim çok üzüldükten sonra bir noktada "Evet ağladık sızladık, şimdi derse dönelim" dememi sağlayan bir mekanizma var. Bu "halı altına süpürmek" de değil, o ağladığım şeyler alkol etkisiyle filan da açığa çıkmıyor. En ağlamalı sızlamalı ortamda bile yüzeye erişmiyor. O halimi gerçekten üzerimden atmış oluyorum. Ve bir süre sonra, hepsi, her şey, o kadar "normal" geliyor ki; işte "E bunun nesine o kadar ağlamışım ben?" noktası son derece samimi bir nokta. Ayak değil. Kendine ilişkin, gerçek bir duyarsızlaşma.

Ben hep böyleydim, yeni olmadı. Ama üzerinde pek düşünmemiştim.

Geçen gün Sezer'le yazılı sohbet halindeyiz, "Bak yine yüzeysel konuşuyorsun" dedi. Bende ampul daha o zaman yandı. Evet yüzeysel konuşuyorum. Çünkü "yabancılaşmak" bunu gerektirir, yabancı olan da sana koymaz.

Zor bir 2011 sonu-2012 başı geçirdim, özellikle Sezer bunu çok iyi bilir. Bir kısmına şahit olmuş arkadaşlardan biriyle konuşuyorduk geçenlerde, bugünlerde de o sıkıntılıymış. Biradan medet umuyor çocuk, yapma canım, yapma güzel arkadaşım. Bak ben yaptım, 38 beden oldum. Tavsiye etmiyorum.

"Ya biliyorsun benim de canım çok sıkkındı. Sonra baktım böyle yaşanmıyor, yani kendime öncelikle ben tahammül edemiyorum... 'Yo dostum, ben böyle biri değilim ve olmamalıyım' diyerek, sıkılmaktan sıkıldım. Gerisi çorap söküğü gibi geldi zaten." şeklinde konuştum. Güzel konuşmuşum bence.

Siz, etrafınızda sürekli mutsuz birini ister misiniz? Sürekli, "kimse beni anlamıyor, hayat çok boktan, her şey çok kötü, hiçbir zaman da iyi olmayacak, herkes çok yüzeysel, Allah kahretsin çirkin ve aptalım, yine beceremedim, olmayacağını biliyordum..." gibi şeyler duyarak yaşayabileceğinizi düşünebiliyor musunuz? Düşünemiyorsanız eğer, rica ederim nalıncı keserliği yapmayın. (Burada daha uzun uzun yazmıştım da, şimdi üzerine alınan filan olur, gerek yok.)

Ben istemem şahsen. Mutsuz olmanın sosyal hayata uygun bir şey olmadığını düşünüyorum. Sonra kalkıp "Ama ben çok yalnızım" diyorsunuz, nolacağıdınız?

Olm herkes mutsuz lan. Bir tek sen değilsin. "Her şeyi" becerebilen herhangi biri yok. Ha senin özendiklerini becerebilen insanlar var evet, ama onun da kendi hayatında başka eksikleri var ve sen o eksikleri, kendi hayatından bakarken bilemezsin. Yerinde olunacak tek bir kişi yok şu hayatta. O kadar "tekiz" her birimiz.

Daha neyin bunalımındasın anlamıyorum ki. Kafana taktığın şey çözülüp bitse, varabileceği en güzel sonuca varsa, o arada ya da ondan sonra, başka bir derdin olmayacak mı? Hayatta tanımlı olan sadece tek bir sorun var, onu da çözünce bitecek mi her şey? Kıyamete kadar sürecek olan bir "pax" dönemine mi gireceğini sanıyorsun?

Yok abi öyle bişey. Yaşıyoruz, takılıyoruz ve hep böyle devam edeceğiz.

Ben kendi işimi yapacağım, açlıktan ağlayacağım. Para kazanmaya başlayacağım, ama o arada Allah muhafaza sevdiklerimle aram bozulacak. Onu toparladık derken, bu sefer vergi borcum çıkacak. Onu kapatınca, bir de bakacağım ki yine bir ton kilo almışım. Derken ortağımla sorunlarım olacak (Uğurcum bu tamamen misal maksatlı, yoksa şüphem olduğundan değil) ya da yine, bu sefer Twitter'dan terk edileceğim. (Koraycım bu da yine, misal maksatlı, kötü bir niyetim yok :) )

Olur böyle şeyler. Yine kimse beni anlamayacak (!), yine bi ton ağlama sızlama, aman ya of gereksiz arabesk. Özlem bana puding yapacak, Sezer yine bi ayar verecek. Sonra ben bunları yine unutacağım. Daha sessiz, daha ağır, daha bi "kıl" biri olacağım (ki birkaç sene öncesine göre öyleyim) ama neticede geçecek. Bu böyle. Sonra başka şeyler olacak. Bu da böyle.

Bir kabul etseniz kendinizi... Bir dışarıdan bakabilseniz. Bir görseniz ki, hayatın kimseyle bir alıp veremediği yok aslında. Hayatın kendisi böyle bir şey, bize hiçbir zaman "Ben aslında çok iyiyim, tanısan seversin" demedi ki. Biz onu nimetten saydık, halbuki kendisi bizi hiçbir zaman iplememişti. İyi şeyler olunca iyi, kötü şeyler olunca kötü değil hayat, daha doğrusu, iyi ya da kötü diye nitelenebilecek bir şey değil. Düz. Nötr. Sıfatsız.

Ama siz kendinizi içten içe o kadar önemsiyorsunuz ve önemsenmeniz gerektiğine o kadar inanıyorsunuz ki, eşeğin ayağını alınca, ya da aldığınızı sanınca, hayata bok atmak işinize geliyor.

Canlarım ya.

3 yorum:

  1. ben bu ani duygu degisikliklerinin, boderline habercisi olabilecegini düsünüyorum, ben de öyleyim de o yüzden.

    YanıtlaSil
  2. yok ani değil benimki, süreç istiyor.

    YanıtlaSil